Türkiye Gazetesinde İrfan Özfatura,Acarlar Longozu’nu yazdı…

Türkiye Gazetesi’nin değerli  yazarlarından İrfan Özfatura Acarlar Longozu’nu anlattı.Geçtiğimiz günlerde tatilini Kuzuluk Kaplıca Evlerinde geçiren Özfatura,ziyaret ettiği Acarlar Longozuna Türkiye Gazetesinde yer verdi. TGRT Haber Kanalında bir dönem ‘Buram Buram Anadolu’ adı altında belgesel tanıtım parogramlarıda yapan Özfatura’nın Acarlar Longozunu anlatan yazısı… Irmak ormanı basarsa… İlgili Haber EYUDER 2019 yılı Faaliyetlerini Değerlendirdi. Artık dünyada pek […]

 Türkiye Gazetesinde İrfan Özfatura,Acarlar Longozu’nu yazdı…

06.08.2017 - 15:07

Güncelleme : 06.08.2017 - 15:07

Türkiye Gazetesi’nin değerli  yazarlarından İrfan Özfatura Acarlar Longozu’nu anlattı.Geçtiğimiz günlerde tatilini Kuzuluk Kaplıca Evlerinde geçiren Özfatura,ziyaret ettiği Acarlar Longozuna Türkiye Gazetesinde yer verdi.

TGRT Haber Kanalında bir dönem ‘Buram Buram Anadolu’ adı altında belgesel tanıtım parogramlarıda yapan Özfatura’nın Acarlar Longozunu anlatan yazısı…

Irmak ormanı basarsa…

Artık dünyada pek longoz kalmadı, yurdumuz hayli şanslı bu konuda…

İrfan Özfatura
irfan.ozfatura@tg.com.tr

Longoz bir nevi bataklık, baraj da diyebilirsiniz ona. Nehir, ırmak, dere artık neyse kendi taşıdığı alüvyonlara tutsak oluyor zamanla. Bendini çiğneyip aşamayınca ortalığı su basıyor. Ağaçlar göle gömülüyor, çamurlu zeminde sazlar kındıralar boy atıyor.
Gümrah mı gümrah bir yeşil, dal yaprak birbirine giriyor, üstünüze karanlık çöküyor. Suyun içi fıkır fıkır canlı kaynıyor, balık sürüleri, kaplumbağalar, kurbağalar kol geziyor. Sık bitki örtüsü kuşların arayıp da bulamayacakları cinsten, kuluçkaya yatan yatana.
Kurt, tilki, çakal, tavşan hepsine yer var sarmaşıklar arasında.
Efendim bu longoz denilen coğrafik şekillere öyle pek sık rastlanmıyor. Dünyada sadece birkaç örneği var. Biri Amazonlar mâlum, biri de Afrika Kongo’da. Avrupa’dakiler insan eli değince ortadan kalkmışlar.
Dört tanesi de bizim yurdumuzda. Sinop Sarıkum, Kırklareli İğneada ve Samsun Kızılırmak Deltası’nda… Biz bugün Kaynarca – Karasu arasındakini anlatalım diğerlerine de sıra gelir nasip olursa.
HEMEN ŞURACIKTA…
Efendim burası Adapazarı merkeze yakın bir mıntıka, yollar geniş ve ferah, bizim gibi ağırkanlılar bile 1 saatte varıyor.
Acarlar Longozu şüphesiz eskiden de biliniyordu ama son yıllarda cazibesi artmış. Millet kum, deniz, güneş masalından bıkmış olmalı, yeni yerler görmek istiyor. Doğrusu gezenin pişman olmayacağı bir adres, çocuklar hayat bilgisi derslerinde okudukları canlılarla tanışıyor.
Bir kız çocuğu “Ay şunun güzelliğine bakııın, canım canııım” diye haykırıyor, dönüyorum nilüfer yaprağı üzerinde güneşlenen minik bir su yılanı. Demek ki insan tanımadığının düşmanı, şuncağız zararsız bir hayvan aslında. Kim bilir ne vazifeleri var, neleri dengeliyor?
Bir yerlerde okumuştum, tatlı su yılanları zehirsizdir, deniz yılanları zehirlidir diye… Siz yine de kitaplara bakın, güvenmeyin bana.
O kurbağaların renklerini görmek gerek, koyu yeşil, açık yeşil, yaprak yosun arasında kamuflaja bürünmüşler âdeta.
Suda yıkanan bir kaz yavrusuna takılıyorum kafasını daldırıp daldırıp silkeliyor, gagası ile göğsüne sırtına su taşıyıp sıvazlıyor. Hele suyun üzerinde ayaklanıp bir kanat çırpışı var, sanırsın raks ediyor. Bu temizlik, bu titizlik “hey güzel Allahım neler yaratıyorsun” dedirtiyor insana.
Öbür tarafta anne ördek, takmış peşine yavrularını, zambaklar arasında geziniyor. Bu sık kullandıkları bir yol olmalı, patika gibi uzanıyor.
Çiçek, böcek, ışık oyunları… İnsanı fotoğrafçı yapacaklar bu saatten sonra.
DOLAŞ AMA DOKUNMA!
Eskiden longozu nasıl gezerlerdi bilmiyorum ama şimdi bir tahta iskele çakmışlar, 750 metre kadar içeri girebiliyor, seyredebiliyorsunuz rahatlıkla. Hepsini gezmek ne mümkün? Uzunluğu 10 kilometreyi geçiyor. Duhuliye (giriş ücreti) yok, piknik için masalar sizi bekliyor. Mangalcı, nargileci, semaverci aradığını buluyor fazlasıyla. Yeter ki tahrip etme, kirletme, zarar verme ormana.
Bir zamanlar su bisikleti ve motorlu tekneler varmış, kaldırmışlar. Doğrusu da bu zaten, iyi yapmışlar.
Bir şeyler atıştıraydık derseniz çay, çorba mevcut. Konaklamak isteyenlere küçük kulübecikler gösteriyorlar ayrıca. Yani aç kalmıyorsunuz, açıkta kalmıyorsunuz, bir yolunu buluyorsunuz sonunda.
Karasu Belediyesi otobüs de koymuş, motorize olmayanlar da gelebiliyor pekâlâ.
Longozun canlı kalabilmesi için su akışının durmaması gerek, çevre kirliliğinden de korunmalı, pet şişe ve naylonlar çok zarar veriyor.
Zemin mümbit mi mümbit, ziraate açılsa var ya para yetmez ona.
Diyelim çiftçiler çullanmadı, kullanmadı, lâkin sularla gelen tarım ilaçları yok mu? Tabiri caizse dibini kurutuyor.
Peki longoz hangi mevsimde güzel olur? Günün hangi saati gezilmesi tavsiye ediliyor?
Yerliler “Ekim kasım ayında gelirseniz, yapraklar dökülür, zemin sapsarı kesilir” diyorlar, “kimi ağaçlar kızarır, kimi bozarır, nilüferler de pembeleşir doyamazsınız bakmaya.”
Ha bu arada hatırlatalım geç kalkanların nilüferleri görme şansı yok. Sabah güneşi ile açılan çiçekler öğleden sonra kepenkleri kapatıyor. En geç iki, haberiniz ola.
Bilirsiniz meşe, kızılağaç, dişbudak ağaçları suya tahammüllüdür. Göl lalesi, bataklık eğreltisi de yerini alıyor. Mahalli kuşların yanı sıra göçmenler de takılıyor. Şimdilik 235 kuş türü tespit edilmiş, hayatlarından memnun görünüyorlar cıvıltılara bakılırsa.

Asyalıların lotus adını verdiği nilüfer geceleri kapanıp suya çekiliyor, kolay kolay kir tutmuyor. Rivayetler doğruysa tozları sallayıp defediyor, yağmur suyunu kirli yapraklara itiyormuş güya. Hoş etrafı derin su, ne mal, ne davar yaklaşabilir ona.
Hakkında binlerce efsane var, bilhassa Uzak Doğu’da hürmet görüyor.
Çin resimlerinde, Yunan mimarisinde, Hint mitolojisinde, Mısır harflerinde, Pers ve Roma kültüründe izini görmek mümkün. Türk süsleme sanatında da sıkça çıkıyor karşımıza.
Evvel zamanlarda zenginler tohumlarını yeşertip köşk havuzlarına alıyorlarmış. Tropikal bölgelerde pembesi mavisi de yetişiyor, çok da güzel kokuyor.
ADI YAKIŞIR ONA
Hikâyeyi biliyorsunuz. Bilecik tekfuru yaşı atmışı geçmesine rağmen Yarhisar tekfurunun güzel kızı Holofira’ya talip oluyor. Düzenlenen kır düğününe Osman Gazi de davet ediliyor. Sevdiklerinden değil, arkadan vuracak, ortadan kaldıracaklar akılları sıra. Ama Köse Mihal tuzağı haber veriyor dostlarına. Yiğitlerimiz erken davranıyor, hem Bilecik kalesini, hem de gelin adayını ele geçiriyorlar. Osman Gazi genç kıza esir muamelesi yapmıyor, evladı gibi davranıyor. Olgun, müşfik, ağırbaşlı bir kız, sıradan biri değil ki prenses sonunda. Oğlu Orhan’a alsa mı acaba?
Orhan Gazi bulunmaz bir genç, zarafet desen onda, nezaket desen onda.
Holofira Türkleri tanıyınca kendiliğinden iman ediyor, gök mavi seccadesini serip de kar beyaz tülbentini kuşanınca…
Nilüfer’e benziyor âdeta.
Nilüfer Hatun, Sultan Murat ve Süleyman Gazi gibi yiğitleri yetiştirmekle kalmıyor, servetini hayra harcayıp analık yapıyor Kayı çocuklarına…

Kaynak

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yasam/494039.aspx

YORUMLAR
Bir Yorum Yapın