Modern Tıpta Etik ve Felsefi Sorun Alanları Tartışıldı

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde “Modern Tıpta Etik ve Felsefi Sorun Alanları” konulu bir seminer düzenlendi. “Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Seminerleri” kapsamında gerçekleşen seminere İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan İlkılıç konuşmacı olarak katıldı. Modern tıbbın içinde barındırdığı felsefi sorunları daha iyi açıklamak istediğini belirten Prof. Dr. İlkılıç, seminerde hayatın başlangıcı, kök […]

 Modern Tıpta Etik ve Felsefi Sorun Alanları Tartışıldı

05.04.2019 - 12:06

Güncelleme : 05.04.2019 - 12:06

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde “Modern Tıpta Etik ve Felsefi Sorun Alanları” konulu bir seminer düzenlendi.

“Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Seminerleri” kapsamında gerçekleşen seminere İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan İlkılıç konuşmacı olarak katıldı. Modern tıbbın içinde barındırdığı felsefi sorunları daha iyi açıklamak istediğini belirten Prof. Dr. İlkılıç, seminerde hayatın başlangıcı, kök hücre araştırmaları, hayatın sonu ve beyin ölümü gibi konuları ele aldı.

İnsan embriyosunun ahlaki statüsünü belirleyen argümanlardan bahseden Prof. Dr. İlkılıç, bu argümanlardan yola çıkarak daha önce üzerinde çalışılmamış ve bugün tıpta önemli bir yere sahip olan kök hücre çalışmalarının ahlaki boyutuna dair açıklamalarda bulundu. İnsan embriyosu hakkındaki görüşlerden bahseden Prof. Dr. İlkkılıç, “Yapılan araştırmalarla ortaya çıkan değerli bir bilgi için bir embriyonun hayati fonksiyonlarını bitirmeniz gerekebiliyor. Kök hücre çalışmaları, ahlaki sorunların ortaya çıkışında etkili olmuştur. Ahlaki değerlendirme yaparken bakmamamız gereken kıstaslar; embriyonun ahlaki statüsü, bilgi elde etmenin değerli olması, sağlığı korumanın ve tedavinin değeridir” şeklinde konuştu.

Seminerin ikinci kısmında ölümün tanımı, ölüm kriterleri ve beyin ölümü hakkındaki yaklaşımlardan bahseden Prof. Dr. İlkılıç, “İnsanın ölümünün tanımlanabilmesi için aslında kalp ve solunumun değil, beynin geri dönüşümsüz olarak fonksiyonlarını yitirmesine beyin ölümü diyoruz. Aynı zamanda insanın ölümü olarak kabul ediyoruz. 1968 yılından sonra yapılan araştırmalar ve radikal bir kararla bu görüş benimsenmeye başlar. Artık kalbi ve solunumu duran değil, beyni duran insan ölüdür” dedi. Beyin ölümünü insan ölümü kabul eden ve etmeyen görüşlerin savunduğu argümanları anlatan Prof. Dr. İlkılıç, katılımcılarla organ naklinin yapılıp yapılmamasının ve insan hayatının değerinin ahlaki boyutlarını tartıştı.

Seminer soru cevap bölümü ile devam etti.

YORUMLAR
Bir Yorum Yapın