ARİFİYE ÖĞRETMEN OKULU CAMİASINA…

Sakarya Arifiye Öğretmen Okulunda Öğretmen olarak görev yapan geçtiğimiz Cumartesi günü Tuzla’da düzenlenen Arifiye mezunları buluşmasında kendisine “Kültürümüze Değer Katanlar” kategorisinde plaket takdim edilen Prof. Dr. Mehmet Mehdi Ergüzel hoca yaptığı duygusal konuşmayı sosyal medyadan da paylaştı. Prof. Dr. Mehmet Mehdi Ergüzel hocanın yaptığı anlamlı paylaşımı; ”ARİFİYE ÖĞRETMEN OKULU CAMİASINA TEŞEKKÜR VE SELAM FASLINDADIR…” İlgili […]

 ARİFİYE ÖĞRETMEN OKULU CAMİASINA…

07.10.2019 - 17:39

Güncelleme : 07.10.2019 - 17:39

Sakarya Arifiye Öğretmen Okulunda Öğretmen olarak görev yapan geçtiğimiz Cumartesi günü Tuzla’da düzenlenen Arifiye mezunları buluşmasında kendisine “Kültürümüze Değer Katanlar” kategorisinde plaket takdim edilen Prof. Dr. Mehmet Mehdi Ergüzel hoca yaptığı duygusal konuşmayı sosyal medyadan da paylaştı.

Prof. Dr. Mehmet Mehdi Ergüzel hocanın yaptığı anlamlı paylaşımı;

ARİFİYE ÖĞRETMEN OKULU CAMİASINA
TEŞEKKÜR VE SELAM FASLINDADIR…

Kurulduğu tarihten 2019 yılı ortalarına kadar son 80 yıl içinde; Arifiye Öğretmen Okulu’nun havasını teneffüs eden, bahçesinde ve fidanlığında dolaşan, ağaçlarının altında çay sohbeti yapan, demiryoluna yakın arazisinde yağmurlu havalarda bata çıka bisikletle derse yetişmeye çalışan, geniş spor sahalarında kan ter içinde top koşturan, etütlere ve derslere geç kaldığında bahaneler uyduran, kendi dertleri dururken memleket meseleleriyle dertlenen, kim bilir hangi sebeplerle uykuları kaçan, hocalarına ağabey, abla, akraba gözüyle bakan, nezaket ve saygıda kusur etmeyen, fakir yahut orta hâlli Anadolu çocuklarının, has vatan evlatlarının, bir ocak başında huzur bulan köy insanlarımız misali toplaşıp tekrar yurt sathına dağıldıkları, gençliğimin, mesleğimin en heyecanlı yıllarını yaşadığım o efsanevi eğitim yuvasının saygıdeğer mensupları siz, değerli arkadaşlarım ve meslektaşlarım, hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Meslek hayatımın 45.yılı Ocak 2019 itibariyle resmen sona erdi, bir ay sonra bir Vakıf Üniversitesinde “davete icabet ederek” mesut olduğumuz sınıflara döndük. Yeniden doğmuş gibi olduk. Hocalık böyle bir hâldir. Yoruldukça ve çalıştıkça dinlenirsiniz. Yerimize gençlerin gelmesine asla engel olmadık. Onları hazırladık. Bizim yerimiz ve yaşımız hep farklı oldu.

1975 yazında, yeni evli, toy bir genç olarak mesleğimin üçüncü yılında, Kütahya ve Yozgat’tan sonra üçüncü yerim olarak Arifiye’ye gelmiştim. Benimle birlikte yeni atanan bir de İngilizce Öğretmeni yaşıtım Vehbi Akkılınç Bey vardı. Kadro malumdu. Yıllardır oradalardı. Biz yeni seslerdik. Sonra Mustafa Kaptan askerden döndü. Müdür Bey Halil Karabulut, önceki nesilden tecrübeli, çalışkan, gözü kara, asabi tavırlı, pervasız, disiplinli bir adamdı. Ondan önceki Cavit Öztürk bey Bakanlıkta görevlendirilmişti. Orta birinci sınıftan lise 6. ve 7. son sınıflara kadar öğrenci sayısı 1000’i aşan yatılı ağırlıklı önemli bir okuldu. Öğretmen yetiştiren bu okulu, mevcudu 60 kişiyi bulan rengârenk, çok sesli bir öğretmen ve yönetici kadrosu omuzlamıştı. Biz yeni renklerdik: Gök mavisi…

Mehmet Akçaylı, Mustafa Akyol ve yıllardır orada bulunanlar durumdan memnun bir üslup içinde bir gelenek oluşturmuşlardı. Ortalık sütlimandı. Kadro gençleşmeye başladıkça; Recep Ali Küçük, Kâzım Oğuz, Hayriye Kocabalkan, Şerife Şahin, Ahmet Pehlivan, Bahattin Subaşı, Servet Bakırcı, Muhittin Tuzcu, Bekir Ergüçlü, Recep Albayrak, Necati Cantimer, Gültekin Demirci, Haluk Baklan …geldikçe iklim değişti, çokseslilik ve kültürel hareketlilik arttı. Gidenler, gelenler, kalanlar, hepimiz bir arada bize emanet bu vatan evlatlarını, çocuk ve gençleri meslek hayatına, irfan ordusu mensubu olarak hazırlamaya uğraşıyorduk. Seviye yüksekti. Bu okulun öğrencileri arasından, öğretmenler kadar, profesörler, iş adamları, valiler, yöneticiler, milletvekilleri, yazarlar, şairler…yetişti. Bu gerçeği gururla ifade ediyorum.

Bir yıl sonra genç bir müdür geldi. Bizden birkaç yaş büyük olsa da enerjik ve heyecanlı bir insandı. M. Ozan Semerci.. Yanıbaşında mülayim, sakin, ağırbaşlı, müşaviri durumunda değerli arkadaşımız Ahmet Taşkıran vardı. Sonra Okan Öksüz, İsmet Koç, Halim Kılıçsoy..derken kadromuz, birçok okulun imreneceği kültür ve tecrübe renkleriyle zenginleşmeye devam etti. Konferans salonu, kültür ve edebiyat programlarıyla dolup taşıyor, kitaplar, dergiler elden ele gezerek, okunarak eskiyordu. Sade ve samimi bir milli-İslamî-demokrat hava vardı.1977’de Öğretmen Okulunun yanıbaşında Eğitim Enstitüsü de açılarak bize tevdi ve teslim edildi….

Ve 78’in dalgalı ayları geldi. Yaprak dökümü başladı. Çok sesliliğe yatkın olmayanlar, bizden öncekilere bizim yapmadığımızı zaman geçirmeden bize uyguladılar. Kar kış demeden “kendine yer beğen” diyen “kırmızı volsvagenli” emir kulları güya sürgün listeleri hazırladılar. Sanki gidilecek yerler vatan değilmiş gibi ! Okulun beti benzi sarardı soldu. Farklı renk ve üslup zenginliğine yıl sonu değil dönem sonuna kadar bile tahammül edilemedi. Şimdi farklı üniversitelerimizde akademisyen olan iki oğlumdan küçüğü, kundakta 3 aylıkken; trenle, minübüsle, aktarmalarla tam 41 yıl önce, kim bilir kaçıncı defa yollara düşürüldük. Yarısı ancak dolabilen eşyalar yüklü kamyonda sevgili kitaplarım da kolilerde küskün, yeniden açılacağı gurbetlere yollanıyordu. Kamyonu menzile ulastırma ve indirme işini -sağ olsun-, öğrencim Latif Telkök’e tevdi etmiştim.

Yıllar akıp geçti. Benzer hâlleri, 80 İhtilali öncesi ve sonrasında Isparta’da, Kütahya’da, Bilecik’te ve kısmen İstanbul’da yaşadım. Bunca hatayı yapan ve devlet baba mevzuatının çatık kaşlarına maruz bırakılan binlerce arkadaşım gibi ben de epeyce dersler aldım. Pişman mıyım ? Asla. Çünkü bizim neslin derdi ve davası vardı. Aradan geçen yarım asır, haklı olduğumuzu ortaya çıkardı. Biz vatanımız ve milletimiz var ise var olabilirdik. Son nefesimize kadar düşüncemiz değişmeyecektir.

Torunlarımın dedesi, öğrencilerimin hocası, ideallerinin sevdalı âşığı, ilme bağlı bendeniz, arkadaşınız 44 yıl önce 23 yaşındayken geldiği Arifiye’de ne ise, bugün de aynı ana caddededir, çizgisinde kırıklık yoktur. Saçları ağarmıştır, yüzündeki çizgiler çoğalmıştır, çabuk yorulsa da hamdolsun ayaktadır ve yürümektedir. ” Beni buralara hatalarım getirdi.” demektedir. Biz nesil olarak düşe kalka, Yüz Milyonluk Büyük Türkiye’yi özleye özleye yaşadık. Hamdolsun, kader bize 300 milyonluk Turan kapılarını açtı. O zamanlar, neredeyse bizimle yaşıt, memleket meselelerine kapılmış öğrencilerimizle görüş alışverişlerinde bulunduk. Derslerde hocalığımızı en seviyeli ve verimli tarzda yaptık, sözü ayağa düşürmedik. Onlardan “yüksek vasıflı Türk olarak alanlarında en iyi olmalarını” istedik. Kimseyi ezmedik ve ezdirmedik.

41 yıl bu dile kolay. Arifiye’den ayrılalı iki nesil geçmiş. Allah bize bu şehrin Esentepe’sindeki Üniversitede “Prof. Dr.” olmayı nasip ederken Arifiye’den mezun profesör ünvanlı iki öğrencimle yine aynı ilim yuvasında mesai arkadaşı olmayı da nasip etti..Daha ne istenir ki ? Sonsuz hamd ü senalar olsun…

Artık Arifiye’nin hatıra yüklü binalarının yerinde yeller esiyormuş, dediler. Yenileri yapılır. Yeter ki gönül evleri yıkılmasın. İdeallerimiz ebedi olsun.

Söz uzar gider. 15-20 dakikadan fazlası insaf ölçülerini aşar.
Bana ve arkadaşlarımıza 40-44 yıl öncesinin hatıralarıyla vefa gösteren siz değerli kardeşlerime, Arifiye ruhuyla şahsiyetini bina eden nezaket ve asalet ehline, başta mütevazı ve iyi bir yönetici olduğunu her vesileyle ispat eden COŞKUN AKTAŞ bey kardeşime ve yönetim grubuna şükranlarımı arz ediyor, bu manevi değeri yüksek, adım yazılı hediyeyi, torunlarıma bırakmak üzere, memnuniyetle alıyor, öğrencilerimizden ve arkadaşlarımızdan vefat edenlere rahmet, kalanlara nice hayırlı yıllar içinde sağlık ve afiyetler niyaz ediyorum.

YORUMLAR
Bir Yorum Yapın

  • M.Mehdi ERGÜZEL dedi ki:

    Bütün arkadaşlarıma teşekkürlerimle, selamlarımla, sağlık ve afiyet temennilerimle…