Eğitimci &Yazar Yılmaz Çiğdem 12 Eylül duygularını yazdı …

İlçemizin değerlerinden Eğitimci ve Yazar Yılmaz Çiğdem Arifiye’de 12 Eylül 1980 Darbesinde yaşadıklarını kaleme alarak sosyal medya hesabından paylaştı. Eğitimci ve Yazar Yılmaz Çiğdem’in o dönemde yaşadığı 12 Eylül duyguları … Arifiye’de 12 Eylül Darbesi 12 Eylül Darbesi’ne sevinmiştim … İlgili Haber Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden Sakarya’ya bir ödül daha Bilen bilir 69 kuşağındanım ben, yani 1969 da […]

 Eğitimci &Yazar Yılmaz Çiğdem 12 Eylül duygularını yazdı …

12.09.2022 - 11:49

Güncelleme : 12.09.2022 - 11:49

İlçemizin değerlerinden Eğitimci ve Yazar Yılmaz Çiğdem Arifiye’de 12 Eylül 1980 Darbesinde yaşadıklarını kaleme alarak sosyal medya hesabından paylaştı.

Eğitimci ve Yazar Yılmaz Çiğdem’in o dönemde yaşadığı 12 Eylül duyguları …

Arifiye’de 12 Eylül Darbesi

12 Eylül Darbesi’ne sevinmiştim …

Bilen bilir 69 kuşağındanım ben, yani 1969 da doğdum. 12 Eylül 1980 de rahmetli Kamil Bayın’ın kahvesinde ocakçı ayrılınca onbir yaşında ocakçı oldum. Yani esas adam kahvehane için. Ayaklarım çaydanlığa yetişmediği için ocağa on on beş cm yüksekliğinde tahtadan altlık yapmıştı Kamil Dayı…

Okullar kapanınca üzülen açılınca sevinen biriydim ben. Çünkü okul kapandığı gün kahvehane de iş başı yapardım, okul açılmadan bir gün önce de işi bırakırdım. Tüm yaz çalışmak küçük bir çocuk için kolay değildi. Allah rahmet eylesin Kamil Dayı iyi para verirdi, ama hafta sonu da dahil izin yoktu hiç…

Okulların açılmasına bir kaç gün vardı, okul heyacanı sarmıştı beni. Okuyacak kitap bulamazdım yeterince, okul açılınca kütüphaneden alırdım diye sevinirdim. Tommiks, Teksas, Zagor vb çizgi romanları ile idare ederdim. O gece gürültüleri duysam da umursamadım çünkü gece bekçisi olarak TCDD de çalışan babam sabah gelmiştir zannettim. Baktım gürültüler kesilmiyor kalktım etrafa baktım babam “ İhtilal oluyor “ diyerek siyah beyaz televizyonu açtı hemen. Hasan Mutlucan’ ın tok sesi ile kahramanlık şarkıları ve darbe bildirileri okunuyordu. Saatime baktım kahvehanenin açılması lazım diye çıktım evden. Aslında sokağa çıkma yasağı var diye duymuştum ama bana değil diye düşündüm Kandıralı gibi…

“Uykudan uyanmış gözleri mahmur” türküsüne uygun bir vaziyette ocağı yaktım çay demledim. Ama az sonra askeri bir araç kahvehanenin önünde durdu, her zamanki gibi çay içmeye geldiler zannettim. Rahmetli Kamil Dayı askerden polisten para almazdı. Bu sefer farklıydı, biri sonradan adının kamuflaj olduğunu öğrendiğim diğeri de tören kıyafeti ile iki subay girdiler hışımla. Bana sertçe “ ustan nerede ? “ diye sorunca ben yaşımdan dolayı kahvede çalıştığıma kızdılar zannederek korktum “ ustam öğlene gelir “ dedim titrekçe. Onlar sağa sola baktılar “ sokağa çıkma yasağı var çabuk kapat evine git “ ben sanki asker gibi hemen komutanım diyerek onların çıkması ile kahveyi kapatıp evimin olduğu sokağa seyirttim. Hemen mahalle maçı yaptık kapmızın önünde ve ben ilk kez okul açılmadan üç gün tatil yapmıştım…

Atatürkçülük adına yapılan darbenin arka planının bir kısmını öğrenmek uzun yıllarımızı aldı. Darbecilerin ilk işi Avrupa Topluluğu’na giriş için pazarlık kozumuz olan Yunanistan’ın NATO ya alınmasını vetodan vazgeçtiler. Önce terör bitti diye sevinirken daha sonra bir günde ne değişti de terör bitti diye sorguladık. Kardeş kardeşi vurdu uzun yıllar istihbarat örgütleri marifetiyle. Bir komutan “ şartların olgunlaşmasını bekledik” diye itiraf etmişti…

Her darbe ülkemizi on yıllarca geriye götürdü. İki savaş kaybeden Almanya onlaca sene otoban, hastane, tren yolu, fabrika yaparken bizler darbelerle vakit kaybetti. Sünnet olan çocuğun dikkatini başka yere çekerek işlem yapan sünnetçiler gibi, darbeciler de hep dikkati başka yere çekerek ama aslı olmayan bahanelerle halkı kandırırlar… 

YORUMLAR
Bir Yorum Yapın